4 sayımız yayında

BİZE YAZIN: simasdergi@gmail.com

time

Çalışma Saatleri 09:00 - 19:00

phone

Telefon 0212 271 44 22

4 sayımız yayında

SİMAS’TA BU AY
Simas Dergi 4. Sayı Şubat – Mart 2018
Yükselen Zirve Kartepe // Lütfiye Can
Bir Yudum Nebil Özgentürk //  Röportaj 
Duvara Nefes Katan Sanat “Kalem İşi”
Notaların Dans Ettiği Ülke “Küba” // Tabanıyanık
Sine/Portre “Muhsin Ertuğrul” // Emel Pak Özdemir
Sine/Yorum “Kelebeğin Rüyası” // Seyhan Nur Çalışkan
Gönlümüze Taht Kuran Kötü Karakterler “Erol Taş”
Edebi/Portre  “Halit Ziya Uşaklıgil” // Ece Kılınçarslan
Hayır Diyebilmek İçin Hazır mıyız? // Merve Sözer
Nikola Tesla // Mehmet Erbek
Sevmem Ben Kışı  // Veysel Işık
Replikasyon // Merve Küçük
Arayışlar // Pınar Zeylan
Yediverenler // Alyadua
Nilgün Marmara // Ufuk Ziya Mubayaacıoğlu
Soyut Sanat Gelişimi // Erkan Morca
İğneyi Kendine Çuvaldızı Başkasına Batır Kadın  // Pınar Zeylan
Kadın // Melike Güzel
Bir Antika Meddah “Münir Özkul”
Yaşlı Kurt  // Ünal Alp
Anlaşılmamışlığımıza // Ceyda Eker
Vakitsiz Batan Sabah Yıldızı “Sabahattin Ali”// Serra Güven
Mari’ye Mektuplar // Hüseyin Demir
Bir Baba Tanrı “Odin” // Abdullah Alp
Ebediyatçılar
Çizi/Yorum // Emin Erkmen
Simas Cafe “Sizden Gelenler”
Ceviz Oynamaya mı Geldin Odama?  // Hakan Yaşar
EDİTÖR NEŞTERİ
   Hürmetler sevgili Simas Dergi okurları,
   İçinizde Küba’yı gezen var mı bilmiyorum. Ben gezmemiştim. Ya da Sabahattin Ali ile ölmeden öne son sohbeti edebilme bahtiyarlığına erişmemiştim. Biraz ilginç olacak belki, Kartepe’ye çok gittim ama hiç kışın gidememiştim mesela. Büyük usta Münir Özkul ile Dümbüllü’den kavuğu devralırken göz göze gelmiştim ama gençlik yıllarında bir antikacıda karşılaşmamıştım. “Ceviz oynamaya mı geldin odama?” türküsünü herkes gibi televizyondan izlemiştim ve mutlu sonla bitiyor zannederdim ama işin gerçeği öyle değilmiş. Erol Taş’ın pamuk gibi kalbi olduğunu biliyordum ama bir bebeğini kaybettiğindeki gözyaşlarından haberim yoktu. Kalemişi sanatının bu kadar yaygın olduğunu, Tesla’nın çağını aşan bakış açısını, Nebil Özgentürk’ün nezaketini ve hoş sohbetini, Muhsin Ertuğrul’un siyasi olaylar yüzünden sınır dışı edilişini de yeni öğrendim. Şöyle bir dönüp bakınca ne çok şey öğrenmişim aslında. Yapmadığım ne çok şeyi yapmışım. Peki bu kadar şeyi nasıl yaptım? Elime Simas’ın elinizde bulunan sayısını aldım ve sadece sayfalarını çevirdim. O tuttu elimden tek tek gezdirdi, öğretti. O anlattı ben dinledim.
   Genel anlamda edebiyat daha dar çerçevede de edebiyat dergileri böyle değil midir zaten? Her sayfasında ayrı bir derya bekler seni, ayrı bir ufuk belirir önünde. Boşuna demiyoruz yani “Dergiyi yaşat ki edebiyat yaşasın” diye.
   Karda, fırtınada kitabını, dergisini başına şemsiye yapmayıp ıslanmasın diye koynunda saklayanlara selam olsun.
   Edeple kalınız efendim.

 

E-Bülten